Köprülü Kanyon 3. Gün Cuma, 29.01.2010, 17:31 (GMT+3)
Perşembe günü sabah uyandığımızda yağmur halen olanca hızıyla devam ediyordu. Kahvaltımızı yaptık ve çantamı toplamaya başladım. Bizim çocuklar abi delirme bu yağmurda nereye bekle yarın yağmur kesilir öyle gidersin. Ama hergünün telaşı kendine yeter de artar bile... Yarın öğleden sonra İstanbul'a dönüş var...
Saat 11.00 civarında sularımı aldım, bisküvi ve gofretlerimi çantama attım ve yola koyuldum. Kövez köyü bulunduğum noktaya 7 km. Önce kanyon çevresine daldım yine, yağmur suyun rengini değiştirmişti bile... Yağmur fotoğraf kalitesini de etkiliyor, fotoğraf çekme sayımızı da. Çünkü makina ve objektif çok fena ıslandı...
Ana yoldan ayrılıp Kövez'e doğru giderken yağmur kesildi ve ortamı sis kapladı. Bugün bütün meteorolojik olaylar kendini gösteriyordu. Ağaçlar içinden yola doğru gelen sis ilginç bir görüntü oluşturuyordu. Bu güzergah Köprülü Kanyon Milli Parkındaki diğer güzergahlara göre daha ilginç özelliklere sahip. Yörenin tamamında kiltaşı - konglomera tabakalarının ardalanması görülmektedir. Ama bu alanda konglomerayı oluşturan materyalin boyutu daha küçük ve çok ilginç sökülme örnekleri oluşturmakta. Yörede çok sayıda küçük dere yer almakta ve bu dereler daha derinde yer alan akarsuya ulaşmak için kendilerine derin yataklar kazmaya çalışırken ilginç gömük menderesler geliştirmişler.
Menderesler gömülürken konlomera tabakaları killi tabakalara göre bir nevi korniş görevi görmekte ve altı oyulduktan sonra bloklar halinde düşmekteler. Bundan dolayı yörede pek çok noktada koca koca küp şekilli konglomera bloklarına rastlanılmaktadır.
Alan Köprülü Kanyonun diğer sahalarına göre daha nemli bir yapıda... Hatta bazı alanları sanki Akdeniz yöresi değilde yağmur ormanları gibi bile hayal edebilirsiniz. Ama tabi her yerde kızılçamlar ve maki elemanlarını görmeye devam ediyorsunuz. Burası yakın dönemlerde yangın geçirmişe benziyor (2007 yazındaki yangından bahsetmiyorum. O yangın buralara kadar ilerleyemeden durdurulmuştu.). Çünkü bazı yaşlı ağaçların gövdelerinde yanık izleri görülüyordu.
Orman içinde ilerlerken ilerde yolun açıldığı alanda çok güzel taştan bir ev çıktı. Eve yaklaştıkça hemen sol tarafında 8-10 tane bungalov bulunduğunu fark ettim. Doğrusu ormanın bu kesiminde böyle bir işletmeye rastlamayı beklemiyordum. Beklemediğim diğer şey ise BULUT idi. Bulut ta ne diyeceksiniz. Bulut bir Alman kurt köpeği. Eve doğru yaklaşınca kulebesinden çıkarak bana doğru koşmaya başladı. Sakin olmak zorunda olduğumun farkındayım. Beni koklaması lazım. Zarar vermeyeceğimi anlamalı. Koşarak geldi, etrafımda dolaşıp, üzerime sıçramaya başladı. Sakin durmaya çalışırken onunla konuşuyordum ki kapı aralandı ve Fatma hanım çıktı. Aman sakin olun ben onu şimdi alacağım diye seslendi. Geldi alıp götürmeye çalışırken içeriye girmemi istedi. Ben kapıya doğru yönelince Bulut efendi daha çok kızdı Fatma hanım araya girince patileriyle kadına vurmaya başladı. Neyseki kendimi içeriye attım.
Sırıl sıklam olmuştum. İçeride yanan ocağın ateşi ne kadar üşüdüğümü bana hatırlatıyordu. Üstümdeki ıslak kabanı, bereyi, eldiveni ve kaşkolu çıkarıp ocağın yanına serdim. Biraz kuruması fena olmazdı. Fatma hanımın yaşlı annesi hemen bana bir bardak ıhlamur uzattı. Yurdumun insanı, kimsin, hırlımısın - hırsızmısın, inmisin - cinmisin hiç önemi yok. Bütün kapılar ardına kadar açık. Misafir bereketi ile gelir anlayışı ile herkese kapıları en sonuna kadar açık. Ihlamurun yanına birde gözleme uzatılınca Allah dedim. M. Zor cennete düştün diye kendi kendime sevindim.
Biraz kendime gelince bilgi almaya başladım. Buradaki bungalovları ailecek işletiyorlarmış. Yazın baya bir müşterileri varmış. Gerek yurt içinden, gerekse yurt dışından gelip gidenler varmış. Bana bungalovları gezdirdi. Bungalovların ilerisinde birde taş bina vardı. Burayı da İsrailli turistler için yapmışlar. Onlar 20 kişilik guruplar halinde gelip burada konaklıyorlarmış.
Bu taş binanın manzarası çok hoşuma gitti. Bakarsın yaza buraya bir ekip toprlarsak, burada konaklaması güzel olacak. Neyse Fatma hanımdan kanyona doğru nasıl gideceğimin bilgisini aldıktan sonra vedalaşıyorum.
Kanyona doğr yaklaşırken, vadi boyunca ilerleyen hava kütlelerini alçak bulutlar vasıtasıyla takip ediyorum. Gerçekten çok ilginç kareler yakaladım. Yağışlı hava her çukurlukta su birikmesine, her yataktan su akmasına yol açmıştı. Akşamdan beri yağan yağmurun etkisiyle su seviyesinde bariz bir yükselme görülüyordu. Bir menderesin çarpak kısmını geçtikten sonra ileriden gelen güçlü ses beni yatak boyunca ilelemeye sevk etti. Biraz yürüdükten sonra artık yatağın kenarında yürüyecek kısım kalmadı. Zaten sırıl sıklamdım. Ha kenardan yürümüşüm, ha derenin içinden düzgün fotoğraflar çekebilmek için derenin içinden ilerleyerek karşıdaki şelaleyi net şekilde fotoğrafladım. Yaklaşık 5 metrelik yükseltiden dökülen su çok güzel bir şelale oluşturuyordu. Suyun döküldüğü yerde ise çok güzel bir dev kazanı oluşmuştu. Muhtemelen yazın bu dere kuruyordur ve dev kazanı o zaman net bir şekilde fotoğraflanabilir.
Şelalenin döküldüğü dikliğin kenarında köşeli kaya blokları yer alıyordu. Buradan tırmanarak şelaleyi ve dev kazanını yukarıdan fotoğraflayabilirim. Fazla durmanın mantığı yoktu. Hemen oradan yukarıyatırmanmaya başladım ve en sonunda ufak tefek bir iki sıyrıkla şelalenin döküldüğü yerin üzerine çıkmıştım.
Herşey iyiydi de buradan nasıl aşağı inecektim. Islanmış ve yosun tutmuş o kayalardan inmeyi gözüm kesmeyince dere boyunca ilerleyerek vadiye doğru giden yeni bir yol buldum ve vadiye doğru ilerledik. Yolda yine vadi kenarında çok güzel sökülme örnekleri dikkatimi çekiyor.
Vadinin önünde yer alan küçük bir sırtın üzerinde yer alan kulübeye doğru yaklaştığımda iki tane teyzenin garip bakışlarıyla karşılaşıyorum. Onlarda bu havada burada ne aradığımı merak ediyor. Kanyona nereden ulaşacağımı sorunca eliyle çitin çevresini gösteriyor. " - Çiti takip et köprüye ulaşırsın. Onu geçince ilerde kanyonun girişini görürsün." Köprü, yaklaşık 7 - 8 km yürüdüm. Sadece iki tane ev gördüm. Muhtemelende buradan sonra başka ev yoktur. Ne diye buraya bir köprü yapsınlar diye düşünüyorum.
Çit boyunca ilerleyerek nehirin kenarına ulaşıyorum. Yaklaşık 20 metre genişliğindeki nehir boyunca muazzam bir su kütlesi büyük bir gürültüyle 2 metre genişliğinde bir alana doğru toplanıyor. Hımm, burada daralan vadi nedeniyle bu ses çıkıyor diye düşünüyorum. O tarafa yaklaşınca şaşkınlığım bir kat daha artıyor. Burası gerçekten bir köprü hem de indan eliyle yapılmamış bir köprü. Burada bir du batan var. Ve yaklaşık 5-10 metre ilerde de bir su çıkan o genişlikteki nehir bir su batandan dalıp muazzam bir gürültüyle ilerideki su çıkandan geri çıkıyor ve tekrar genişleyerek yaklaşık 20 metre genişiliğinde bir nehir haline geliyor.
Ama asılilginç gtaraf burası karstik bir arazi değil. Konglomeralardan oluşuyor. Bu yerköprünün çevresinde de yine çok güzel sökülme örnekleri var. Nehirin yatağı içerisinde yer alan bir kaç ağacın ta en üst dalları üzerinde yer alan poşet ve bez parçaları, zaman zaman buradan muazzam bir su geçişinin göstergesi olsa gerek.
Buradan nehir boyunca ilerleyerek kanyona girebilmenin bir yolu varmı diye bakınıyorum Ancak kumların üzerinde gördüğüm izlerden rahatsız oluyorum. Kumlar üzerinde oldukça kalabalık bir domuz sürüsüne ait ayak izleri görüyorum. Saatte 16.30, zaten 2-3 gündür kampçılık, yürüyüş, doğa severlik ne varsa hepsinin kurallarını alt üst ettiğimin farkındayım. Güneş batmak üzere, ince ince yağmur yağıyor, çevrede domuz sürüsü var ve ben silahsız tek başıma burada geziyorum. Hadi artık dönüş vakti geldi de geçiyor diyorum kendi kendime... Daha iki saatten fazla da yolum var. Ormanın içinde yine karanlığa kalmak istemiyorum.
Yola düşüyorum. Dönüş yolunda ağaçların arasından akşam karanlığı olmasına rağmen bir bira yıkıntısı fark ediyorum. Yaklaştığımda buranın bir kilise yada şapel kalıntısı olduğunu fark ediyorum. Yıkıntının üzerine çıktığımda ise burada kaçak kazı yapıldığını fark ediyorum. Muhtemelen hiç bir şey bulamadıkları ve bulamayacakları bir alanda indanların canını tehlikeye atarak kuyular açmasına şaşırıyorum.
Orman içindeki stabilize yollar iyice çamur haline gelmiş. Mümkün mertebe gelirken izlediğim yolları takip ederek misafir kaldığım yere doğru ilerlemey çalışıyorum. Saat 19 civarında sırıl sıklam ama mutlu bir şekilde konakladığım yere ulaşıyorum.
Tabi yağmur yine şiddetini arttırmaya başlamıştı. Ertesi gün İstanbul'a dönmem gerektiği için acaba sabah Köprüçay'da su seviyesi yükselirmi diye hayal kuruyorum.
Bütün gece yağan yağmura rağmen sabah nehirde pek bir değişiklik görmemek beni hayal kırıklığına uğratıyor. Suyun yükseleceğini bilsem kesin kalacağım ama okulun kampı olduğu için yola düşüyorum. Vadi boyunca Serik'e doğru inerken 2007 yangınından yarar gören alanlardan gelen derelerin kıp kırmızı aktığını görmek içimi burkuyor. Erozyon net bir şekilde burada devam ediyor. Yağmur şiddetini iyice arttırıyor. Serik otogarında otobüsümü beklerken yağış resmen sağanaka dönüyor. Hemen Yaşar'a telefon açıyorum. Eğer nehirin seviyesi yükseldiyse geri geleceğim diye. Ama nafile henüz bir değişiklik yok. Ama İstanbul'a indiğimde beklediğim telefon geliyor. Köprüçay'da su seviyesi 2 metreden daha fazla yükseldi diye...
Bu günlerde sanki herşey benim aleyhime çalışıyor. Gel sen orada 5 gün beklede ayrıldığın gece yağan sağnakla su seviyesi yükselsin... Kader diyorum, başka bir zaman o olayı mutlaka yakalayacağımı biliyorum. Başka bir zaman...