Köprülü Kanyon 1. Gün Salı, 26.01.2010, 21:32 (GMT+3)
Haftalardır sömestır tatilinin planlarını yapıyordum. Tatilin ilk gününde Türk Coğrafya Kurumu'nun yönetim kurulu toplantısı olunca hareketi pazar gününne bırakıyorum. Pazar günü bir arkadaşla Avatar'ı izlemeye sözleştiğimiz için saat 22.00 otobüsü ile Antalya'ya doğru yola çıkıtım. 13 saatlik bir yolculuktan sonra saat 11.00 sıralarında Serik'e ulaştım.
Buradan Beşkonak köyüne ulaşmak daha ayrı bir sorundu. Ama yıllardır buralara gelip gittiğimiz için insanlarla tanışmanın avantajını kullanıyorum. Rafting alanında finiş noktasındaki Cevdet Beye Taşağıl köyünde rastlayınca Köprülü Kanyon'a çıkmak sorun olmaktan çıktı. Tabi Yaşar ve diğer arkadaşlarla çok geç saatlere kadar sohbet muhabbet edince uyku saatimiz yine şaşıyor.
Son iki günün ve yolculuğun yorgunluğuyla sabahın 9'una kadar uyumuşum. Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra tesiste çalışmalar başlayınca ben 11.00 gibi sırt çantamı kapıp yola düştüm. Önce biraz nehir boyunca ilerledim. Meşhur köprüye ulaşınca önce sağ tarafa sokulup voklüzleri fotoğrafladım. Kanyonun üst tarafından fışkıran voklüzlerin sesi muhteşemdi. Ama asıl şaşırtıcı olan su seviyesi Yazın kanyon boyunca çıktığımız zaman dinlendiğimiz kayalar tamamen su altında kalmıştı. Yer yer kaynaklar şelale haline gelmişti.
Geriye dönüp köprüye geldiğimde aşağıda yakaladığımız sincap güzel kareler verdi. Buradan çıktıktan sonra Antik Selge kentine doğru yola koyuldum. Köprüden itibaren Selge 11 km. Bakalım kaç saat sürecek. Saat 13.30 11 km gidiş, 11 km geri dönüş. 5-6 da buraya kadar olanı sayarsak bugün 27-28 km yol yürüyecek gibi duruyoruz.
Neyse vakit kaybetmeye gelmez. Geç saatlere kalmak istemiyorum. O nedenle hızlı adımlarla yola koyuldum. Yolda konglomeralar üzerinde gelişen küçük küçük kuleleri, kızılçamları, kırmızı gövdeli sandalları, envai çeşit maki elemanlarını, sedirleri, arıçları fotoğrafladım. Yükselti arttıkça kanyonun sağ tarafındaki dağ üzerindeki karlı yamaçlar kendini daha iyi göstermeye başladı. 205 m yükseltiden başladım. Ama yol ilerledikçe yükselti artmaya başladı. Yolun yarısına ulaşmadan yükseklik 600 m geçmişti. Tabi yol üzerinde yamaçtan sarkan buz parçaları kış mevsiminde olduğumuzu net şekilde hatırlatıyor.
Burada keçiler doğaya bırakılmış durumda. Enterasan olan bu keçiler istedikleri gibi dolaşıp, akşamları kendi ağıllarına geliyorlar. Sahipleri onları orada sağıyor. Onlarca ağıla rastladım yol boyunca. Tabi yol beklediğimden uzun sürüyor. Saat 16.00 ve daha Selge'ye 4 km var.
Hızlanmam gerektiğinin farkındayım. Selge'ye ulaşsam bile geriye 15 km lik dönüş yolum olduğunu biliyorum. Ama vazgeçmeyede niyetim yok. Gittikçe hava soğuyor. Çünkü altimetrem 850 metreyi gösterirken, kolumdaki saat 16.30 u gösteriyor. Hem akşam serinliği hem de yükseltinin etkisi. Tiyatronun arkasındaki yamaçtaki kar havanın ne kadar soğuk olduğunun şahidi galiba.
Selge'ye ulaştığımda saat 17.15 idi. Yükseklik ise 1.083 m. Hava iyice soğudu. Bir kaç taş mesken fotoğrafı, Roma döneminden kalan stadyum ve tiyatrodan bir kaç foto. Köy bakkalıncan alınan bir kaç çikolata ve içilen kahve. Bakkal misafir edelim diye ısrar ediyor. Bu saatten sonra dönülmez. Yol uzun yürüyemezsin o kadar yolu diye sıkıştırmayıda ihmal etmiyor. Ama kararlıyım. Döneceğim.
Köyden 17.40 gibi geri çıktım. Artık güneş elveda demişti. Yavaş yavaş hava kararıyor. Rüzgarda çıktı. Şimdi soğugu daha iyi hissediyorum. Yolda Ahmet hocam (ERTEK) arıyor. Ne yaptığımı aşağıya dönüp dönmediğimi merak etmiş. Dönüş yolundayım. Hava karardı. Rüzgarda çıktı. Eee soğuk bariz bir şekilde kendini hissettiriyor.
Dönüş yolu daha hızlı ilerliyor. Çıkış 4 saat sürmüştü ama iniş muhtemelen 1.5 saatte bitecek. Saat 18.30 gibi Yaşar arıyor. "-Hocam merak ettik seni almaya geliyoruz. Tam neredesin." diye. Yolu yarılamışım. Gelmenize gerek yok desemde beni dinlemiyorlar. Hani sevinmedim desem yalan olur. İyiden iyiye hava karardı. Allah'tan ay yukarıda. Ama ayın parlaklığı bile yıldızları bastıramıyor. Gökyüzü ışıl ışıl. Esen rüzgarın sesi ormanın içinde uğulduyor. Koşuşan keçilerin şıkardığı sesler. Uzaktan uluyan bir kurdun seside cabası.
Yaşarın telefonunun üzerinden 15 dakika geçmiştiki ulaştılar bana. Mehmet Abi kızıyor bana. "- Ya hoca ne yapıyorsun bu saatte buralarda. Ya başına bir şey gelse. Merak ettik seni diye." Ama keyfim yerinde 250 kare fotoğraf almışım. Yaklaşık 22 km yol yürüdüm. Hemde hiç ara vermeden. Ama değdi doğrusu. Yarın raftingide yaptıkmı değmeyin keyfime.
Antalya dağlarına bile kar yağarmış.
Geride karlı dağlar, önce yeşermiş buğday tarlası...
Romalılar döneminden kalan su kemeri kalıntıları...
Akşam yaşanan donun etkisiyle donan su birikintileri...
Sellerin etkisiyle biriken ağaç parçaları...
Su seviyesinin ne kadar yükseldiği başlangıç doktasının düz görünmesinden belli...
Kanyon içinde kurumuş bir ağaç...
Voklüzlerden yazın bunun yarısı kadar bile su gelmiyor.
bazı voklüzler şelale halini almış...
Mağaranın girişi...
Kanyon...
Bana poz veren sevimli sincap...
Köprümüz...
Burada çok sayıda oldukça derin vadi var.
Yabani zeytin (delice)
Kayaların arasında gelişen terra rossalar...
Bir ağaç zararlısının oluşturduğu örümcek ağına benzer şeyler...
Bir zararlının oluşturdukları...
Sandal
Ağıl
Kanyon
Köprü çayı vadisi ayaklarımızın altında...
Antik Selge kentine giden eski yol. Bu yoldan sadece kral ve ailesi geçebiliyormuş. Sahile kadar 40 km uzunluğa sahipmiş. Ancak sağ olsunlar yeni yol yapılırken ayakta kalan son kısımları da bizimkiler buldozerler yardımıyla yıkmışlar.
Arıcılıkta yapılıyor bu çevrede...
Vadinin derinliği baş döndürüyor...
Ağacın kökü ilginç geldi.
Ay ağacın üzerine tünedi:))
Konglomeralar üzerinde ilginç şekiller gelişmiş.
Hayatın kıyısında yaşamak...
Bir ağıl...
Ağaç dalları kesen köylü kızı...
Selge'ye giden yol...
Keçi olmak oraya tırmanmayı gerektiriyor galiba...
Yükseklerde rastladığım buz sarkıtları..
Yükseklik 850 m...
Burada yükseklik 992 m
Antik çağdan kalan taraçalar. Halen üzerinde tarım yapılıyor.
Köyün girişinde donan derecik...
Selge
Taraçalar
Çatıya konan taş parçaları rüzgarın ne kadar hızlı estiğinin göstergesi olsa gerek.
Buzağılar...
Köy evlerinden biri...
Koyunda yetiştiriliyor...
Buranın sahipleri köyü terk ettikleri için boş kalmış...
Roma dönemi tiyatrosu...
Tiyatronun gerisindeki dağlar üzerinde bulunan kar kütleleri...