7 Kasım, saat sabahın yedisi, otobüsümüzün kalkış alanındayız. Hava pek de soğuk değil. Hoş soğuk olsa da fark edemeyeceğimiz aşikâr. Heyecanın, merakın ve hayallerin yarattığı sıcaklık etrafımızda ince ama kırılması imkânsız bir kalkan oluşturmuş. Ne soğuk girebiliyor içeri, ne karanlık duygular.
Birkaç dakika sonra öğretmenimiz çağırıyor bizi. Otobüslerimizin yanına gidiyoruz. Yoklamalar alınıyor, kısa konuşmalar yapılıyor. Yolculuğumuzun başlama safhasında olduğunu anlamamak elden değil. Tatlı bir heyecan ya da küçük bir telaş diyebileceğimiz bir duygu sarıyor benliklerimizi. Ve duymak istediğimiz o cümle sonunda ağızlardan dökülüyor “Haydi çocuklar otobüslere!”. Her bir koltukta bir poğaça ve bir broşür bizi bekliyor. Kimimiz hala sıcak olan poğaçaları hemen yiyor, kimimiz hele bir İstanbul’dan çıkalım sonra düşünürüz diyerek sonraya bırakıyor. Broşürlerse biraz mahzun, belki heyecanın etkisiyle o an unutulduğu için.
Gaza basıldı, Beyazıt’tan Yedigöller’e olan yolculuğumuz başlıyor. Küçük bir alkış kopuveriyor hemen önceden planlanılmış gibi. Ne amaçla alkışladığımız belli değil, çünkü bizde bilmiyoruz. Gözler yavaştan kayıyor broşürlere kısada olsa. Belki o an sabah mahmurluğundan pek de bakılmayıp tekrar yerlerine yollanıyorlar ve muhabbete geri dönülüyor. Bu sırada Anadolu Yakası’ndan bir öğretmenimizi alıp yolculuğumuza devam ediyoruz.
İzmit’e varıldı sonunda. 15 dakikalık bir mola veriyoruz sabah mahmurluğunu üstümüzden atmak adına. Galatasaray’ın üniversite taraftar gruplarıyla karşılıyoruz. Ata’yı ziyarete gidiyorlarmış. İyi yolculuklar deyip milli içeceğimiz olan çaylarımızı içiyoruz. Tabii çay keyfini fazla uzatıp Yedigöller keyfinden çalmamak lazım. Tekrar biniyoruz otobüslerimize. Bu sefer muhabbet biraz daha koyu. Poğaçaların çoğu yenmiş. Yedigöller bizi bekle geliyoruz!
Sanırım takip ediliyoruz. Bolu’ya vardık ve tekrar bir mola verdik. Ne şans ki yine aynı taraftar gruplarıyla karşılıyoruz. Bu sefer ki molamız daha kısa oluyor. Belki de yaklaştığımızı hisseden Yedigöller çekiyordu bizi bir mıknatıs gibi. Biz de bu çekime karşı koyamadık, belki de koymak istemedik ve otobüslere doluştuk tekrar.
Ara yollara sapıyoruz. Bir tabela gözümüze çarpıyor “Yedigöller Milli Parkı 42 Km”. Pek de sevindiğimiz söylenemez. 42 km gittikçe azalacağına, gözümüzde büyüyor. Rehberimiz belki de sıkıldığımızı anladı ya küçük bir yerde bir fotoğraf çekme molası veriyoruz. Gerçekten fotoğraf çekmek için çok güzel bir manzara seçmiş rehberimiz. Sarı, yeşil ve kahverenginin tonları sevgililermişçesine sarmaş dolaşlar. Hep beraber bu aşk kokan atmosferde bir fotoğraf çektirip yolcu yolunda gerek diyoruz.
Yollar gözümüzde büyüyor, zaman geçmek bilmiyor bir türlü. Yol kenarlarında karlar dikkatimizi çekiyor. İstanbul’da yaşayanlar olarak bu mevsimde biraz yabancılık çekiyoruz kar görünce. Karlı dağları görünce bu manzarayı çekmeden olmaz deyip bir mola daha sıkıştırıveriyoruz araya. Önümüzde yaprakları dökülmüş, çıplak ağaçlar, karşıda karlı dağlar, aralarında yaprakları dökülmemiş çam türleri, güneş tepemizde farklı bir duygu yaşatıyor bize. Dört mevsimi bir arada yaşamak dedikleri tam da bu olsa gerek. Bu arada rehberimiz gökyüzüne bakmamızı söylüyor. Sirüs bulutlarını karşımızda buluyoruz. “Eğer bir bölgede sirüs bulutlarını görürseniz o bölgeye 4-5 gün içinde yağış düşecektir” diyor rehberimiz ve kıvrak zekâsıyla hemen konuyu bağlıyor “Hadi, yağış başlayacak otobüslere!”.
Yedigöller’e vardık sonunda. Ama ne yazık ki burada da trafik var. Otobüslerden inip yürümeye başlıyoruz. Biraz sonra otobüsler geliyor yanımıza. Binmek isteyenler binebilirler deniyor. Fakat çoğumuz 5 km yürümeyi tercih ediyoruz, bulunmaz bir fırsat zira. Kanları kaynayan biz gençler normal yoldan gitmek yerine ağaçların arasından geçmeye başlıyoruz. Eğer bize herhangi bir şey olursa sorumluluğumuzun öğretmenlerimizin üzerinde olduğunu hatırlayarak pek de uzatmıyoruz bu ağaçların arasındaki maceramızı.
Kamp yerinde arkadan gelen arkadaşlarımızı bekliyoruz. Sonra hep beraber bizi yanına davet eden sucukların başına geçiyoruz. Birkaç arkadaş önce rıhtımda fotoğraf çekiyoruz. Bu arada tabii sucuk ekmek sırası bayağı kalabalıklaşmış. Ellerimizde boş ekmekler bir fotoğraf çekiniyoruz sonradan gazetecilerin gazetelere “Öğrencileri Aç Bıraktılar” diye sürmanşet atabilmeleri için. Tabii sucuk ekmekleri yedikten sonra bu fikrimiz değişiveriyor. Ama mangalın çıkardığı karbon monoksit gazını ve insanların doğaya yaptığı müdahaleyi de düşünmüyor değiliz. Özellikle o güzelim Büyük Göl manzarasını kirleten mangal dumanını görünce içimiz ayrı bir cız ediyor.
Belki bu manzarayı kirletmeye hakkımız yok ama doğaya verdiğimiz bu küçük zarar karşısında ona kendi çapımızda yaptığımız iyilikleri düşünerek içimizi yiyip gezimizi mahvedecek bu düşünceyi kafamızdan atıyoruz. Tekrar rıhtımdayız. Suda oluşan görüntülerimizi fotoğraflıyoruz hep beraber. Güneş battıktan sonra iyice soğumuş durumda hava ve montlarımızı giyiyoruz artık.
Bir yaprak dökülüyor ağaçtan, yerini yeni doğacak bir yaprağa bırakmak üzere… Bu sırada Tülay öğretmenimiz belki de vereceği ayrılma haberinin etkisini dağıtma uğruna gülümseyerek yaklaşıyor bize. Son birkaç fotoğraf daha çekip aynı yerini yenilere bırakan yaprak gibi bizde ayrılmak için otobüslerimize biniyoruz.
Otobüste rehberimiz Yedigöller hakkında biraz bilgi veriyor. Oluşumunun nasıl gerçekleştiğini anlatıyor. Gördüğümüz ağaçların türlerini söylüyor. Biraz sonra bize ”Birçok kez buraya geldim ama ilk defa gezim bu kadar zevkli geçti, böyle güzel havayı bulmak gerçekten çok zor” diyerek bize gezimizin önemini bi’ güzel vurguluyor. Biraz sonra bir netbook vasıtasıyla Sülüklü Göl gezisinden birkaç fotoğraf gösteriyor ve bir dahaki gezimizin nereye olacağı hakkında küçük bir anket yapıyor. İki defa da gelirken mola veriyoruz.
Yol da birkaç arkadaşımız iniyor. Kalkışımızdan yaklaşık 15 saat sonra başlangıç noktasına dönüyoruz. Yeşillik görmeye alışmış gözümüz betonarme yapılara alışma uğruna biraz çaba harcıyor. Vedalaşmalar ve karşılıklı teşekkürler havayı ısıtıyor. Ve bir cümle güne son noktayı koyuyor “En kötü günümüz böyle olsun!”.
Gezi Yazısı: Uğur Özkan (Çemberlitaş Anadolu Lisesi Öğrencisi)