17 Ekim cumartesi, puslu bir İstanbul sabahına uyanıyoruz. Bu tatil sabahında bu kadar erken uyanmanın nedeni, şehre yakın ama bir o kadar da doğanın içinde yer alan Ballıkayalar Kanyonu’na yapacağımız gezi ya da coğrafyacıların ifadesiyle Arazi Çalışması. Arada ne fark var? Çoook… Gezide sadece gezme var. Arazi çalışmasında gezme, görme, algılama, yorumlama, ders anlatımı, örnek alma, ellerin çamurlanması, paçalarımızın ıslanması ve daha pek çok şey. Az şey değil, doğanın içine giriyoruz.
17 Ekim cumartesi, puslu bir İstanbul sabahı. Üstelik bir gün önce yoğun bir yağmur yağmış şehre. Gerçi İstanbul o kadar büyük bir şehir ki, doğusu ile batısı arasında mevsim farklılaşıyor. Batıda yağmur doğuda sıcak hava görülebiliyor.
İstanbul’un güzide eğitim kurumlarından IRMAK OKULLARI’nın Caddebostan’daki kampusu önündeyiz. Gezi grubumuz geliyor. Öğrenciler, öğretmenler… Otobüsümüz kelimenin tam anlamıyla son model. Çok lüks bir model… Çok deneyimli bir firma ve DOĞA EĞİTİMİ. www.dogaegitimi.com çıkartmaları.
Bir gün önce yapılan eğitimde Ahmet Hoca, Ahmet ERTEK, harita konusunda temel eğitimi gerçekleştirmiş. Haritada ölçek değiştikçe detayların nasıl değiştiğini, harita üzerindeki işaretlerin nasıl okunması gerektiğini anlatmış.
Otobüsümüze biniyoruz. Rahat bir yolculukla Gebze sınırları içindeki Tavşanlı köyüne ulaşıyoruz. Yolda, iki yanımızda uzanan sanayi tesisleri, yerleşmeler, bunların dağılışı ve yer seçimi ilk bilgiler.
Köye ayrılan yolda yavaşlayan aracımızdan görünen Ballıkaya Deresi ilk dersimiz. Derenin rengi koyu gri… Yani kirli, yani kirletilmiş. Nedeni? Atık sularını dereye boşaltan sanayi tesisleri ve evsel atıklar.
Tavşanlı köyü oldukça gelişmiş bir yerleşim yeri. Kocaeli Yarımadasının diğer köyleri gibi… Sanayi tesislerinde çalışanların çok olması, köyde gelir seviyesinin yükselmesini sağlamış. Ancak çelişkiler yok değil. Yer darlığı nedeniyle buzdolabını kapının önüne koymak zorunda kalan ama 2 tane uydu anteni bulunan ev gibi.
Sabah kahvaltısını köydeki bir çay bahçesinde yapıyoruz. Bizden başka gruplar da var kahvaltı yapan. Onlar da doğa yürüyüşleri ya da tırmanma antrenmanları için gelmişler. Doğru yerde olduğumuzu hissediyorum. Kumanyalar, çaylarla kendimize geliyoruz. Uyku mahmurluğunu atan grup, kısa bir yolculukla Ballıkayalar Tabiat Parkı girişine geliyoruz. Bundan sonrası yürüyerek geçilecek. Anahtar kelimeler oluşturuyoruz: Gebze, Tavşanlı Köyü, Ballıkayalar, Demircili Köyü.
Yolda ilk çalışma… Yolun kenarında bulunan kalkerden çekiçle örnek alıyoruz. Örnek almanın detayları veriliyor. Kristalize mavi renkli kalkerden zor da olsa ilk örneklerimizi alıyoruz. Öğrenciler deniyor, hepsi de çok başarılı.
Ballıkayalar Tabiat Parkı tabelası, birkaç kulübe, piknik masaları, bir gölcük, gölde yüzen ördekler ve minik BALLI. Ballı, öğrencilerimizin yanından ayrılmayan yavru köpek...
Kısa bir moladan sonra çantalar sırta fotoğraf makineleri ele alınıyor, doğanın kalbine doğru ilerliyoruz. Bu arada derenin kirli görünümü değişmiş, temiz alana geldiğimiz belli oluyor. Nedeni belli: kirleticiler ortadan kalkmış yani sanayi tesisi ve yerleşme yok.
Bir gün önce şehre yağan yağmur buraya gelmemiş ama sabah sisinin etkisini taşların üzerinde hissediyoruz. Taşlar ıslak ve kaygan. Bu durum daha da dikkatli olmamızı gerektiriyor. Rehber öğretmenler eşliğinde dere kenarını izleyerek ilerliyoruz.
İlk adımlar ürkek, zor ve kararsız. Yorucu. Nereye nasıl basmamız gerektiğini bilemiyoruz. Şehrin sokaklarında yürümeye alışmış ayaklar, kaygan ve farklı yükseltideki arazide zorlanıyor. Tek sıra ilerliyoruz. İlk çığlık. O da ne, bir öğrencimiz dizlerine kadar suya girmiş. Çoraplarını çıkarıyor ve dala asıyoruz kuruması için.
Çığlıklar durmuyor. Bu sefer karşımıza çıkan kocamaaaan bir yavru kurbağa. Biraz sonra kocamaaaan bir böcek.
Başta adımlarını korkarak atan, oturacağı yere peçete serip oturan öğrencilerimiz biraz ilerledikten sonra ayaklarını nereye basarlarsa daha sağlam olacağını kendileri öğreniyor.
İkinci ders: Doğada nereye basacağını kendin öğrenirsen suya düşmezsin.
Bu arada Bülent hocamızın “iki tutamak bir basamak” düsturunu da unutmamak gerekiyor. Dağcılığın temel kuralını hatırlatıyor hocamız. Küçük ellerin kayalara tutunmasından sonra suya düşme de sona eriyor sendeleme de.
Yine de beyaz pantolonla araziye çıkmamak gerekiyor. Bu da 3. ders.
Bulunduğumuz yer kalkerler arasında yer alan bir kanyon vadi. Vadinin yamaçlarında kaya tırmanışı yapan dağcılar var. Kim bilir, belki bir gün bizim grubumuzdan da burada tırmanış yapacak dağcılar çıkar ve bu ilk turumuzu hatırlar.
Ekibimizi 3 gruba ayırabiliriz. 1. grupta en önde giden ve neredeyse hiç durmadan kanyonun derinliklerine gitmek isteyenler. 2. grupta merkezde bulunanlar ve 3. grupta ise kayan ayakkabılarıyla ekibi takip etmeye çalışanlar. Küçük molalarla dinlene dinlene dereleri, gölleri aşarak büyük bir kayanın üzerinde güneşleniyoruz.
Tabi ki gözlem yapacak sadece kayaç ve su yok etrafta. Doğal bitki örtüsü de önemli. Çalı ve ot formasyonu ağırlıklı alanda az da olsa iğne yapraklı ağaçlar da yer alıyor. Meşe ve dağ çileği ilk göze batan türler. Sarmaşık ve yosunlar akarsu ekosisteminin diğer unsurları.
Öğlen oluyor ve güneş ısıtmaya başlıyor. Taşların üzeri kurumuş, daha rahat bir yolla geriye dönüyoruz. Piknik alanına geliyoruz. Mangalımız yanmış. Uzaktan gelen sucuk kokuları iştahımızı daha da artırıyor. Ekmek arası sucuk ve ayran. Karnımız doyuyor.
Erkekler patlak bir topla futbol oynamaya çalışıyor. Sert bir şut ve top gölde. Yeni oyunumuz gölden top çıkartmaca. Biraz fizik kuralı bilmek yeterli. Suya atılan taşın yaratacağı halkalar topu kıyıya itecek. O halde harekete geçmek gerekir. Her ne kadar uyarı levhasında göle taş atmak yasaktır yazsa da yarıda kalan maç önemli. Göle gelen derenin akıntısı bir süre sonra topu kıyıya getirecek olsa da “göle atılan taş” harekatı gerçekleşiyor. Bir yerlerden bulunan kepçe yardımıyla topa ulaşılıyoruz. Maça devam.
Kız grubu kahkahalar eşliğinde sessiz sinema oynuyor. Ortam güzel.
Az önce kaya tırmanışı yapan dağcı grubu geliyor. Sırtlarında çantalar, ipler kamp alanlarına geçiyorlar. Gıptayla bakıyoruz. Birazcık ta kıskanarak. Biz onlardan daha güzel yürüyoruz!!!
Mola sona erdi, şimdi ders zamanı. Haritalar açılıyor. İzohipsler, çizgiler, renkler, noktalar… Anlamları açıklanıyor.
Saat 15:00 e yaklaşıyor. İki gündür batıda olan yağmur, İstanbul’un doğusuna geçmeye karar vermiş. Hava kararıyor. Toplanıp otobüsümüze biniyoruz. Ayaklarda, giysilerde çamur, güzel ve özel bir gün geçirdiğimizi hatırlatıyor bize.
Önce yamacın üzerindeki Demirciler köyü. Kısa bir tur. Geri dönüyoruz. Çevrede gözlem yapıyoruz. Besi çiftliği tabelaları, ağıllar, tarım ve sanayinin yanında hayvancılığın da yaygın olduğunu gösteriyor bize.
Dönüşte tekrar Tavşanlı köyü… Beşeri coğrafya çalışması… Köylülerle sohbet ediyoruz. Bizi suyun bol olduğu Çeşmeler mevkiine yönlendiriyorlar. Köyün alt yanında birkaç çeşme... Karstik arazide suyun bol olması normal… Burada farklı bir kalker, marnlı kireç taşları… Daha kolay kırılıyor, örnek alıyoruz.
Tekrar otobüs ve dönüş yolu. Yol kısa. Muhammed hocamız bize gezdiğimiz yerleri edebi açıdan yorumluyor, güzel şiirler okuyor. Şehre giriyoruz. Cadde’de cumartesi trafiği yükünü almış. 15 dakikalık yolu 75 dakikada alıyoruz.
Okula dönüş. Veliler, öğrenciler, öğretmenler. Otobüsümüzün önünde son fotoğrafımızı çektiriyoruz.
Veliler soruyor, nasıl geçti?
Doğanın içinde olmak çok güzeldi. Ellerimiz, paçalarımız çamurlandı ama nefesimiz tazelendi.
En kısa zamanda tekrar doğaya gitmek istiyoruz. Doğanın kalbine.
Yazılar: Kemal AKALIN (Beşiktaş Anadolu Lisesi Coğrafya Öğretmeni)
Fotoğraflar: Kemal İLKAY (Çınar Koleji Coğrafya Öğretmeni